Orta Sınıf ve Siyasetin Homojen Dengeleri

Deva Partisi ile Gelecek Partisi Türkiye siyasetinin varlık sahasında kendine yer bulmak isteyen iki yeni oluşum olarak karşımıza çıktı. Her iki siyasi parti için de başta hükumet olmak üzere muhalefet tarafından da çeşitli eleştiriler gelmeye devam ediyor. Türkiye siyasetinde İyi Parti ile birlikte açılan tıkanık damarların, Deva Partisi ve Gelecek Partisi ile birlikte yeniden genişleyip genişlemeyeceğine sıkça yer buluyor. Peki, bu iki yeni oluşumla siyasi arenadaki nobran dengelerin sarsılacağını düşünmek ne derece doğru?

“İkircikli Tavır”

Erken seçim olasılığının pek yüksek olduğunu, son anket verileriyle birlikte de oldukça farklı bir tablo doğacağını bugün herhangi bir kıraathane sohbetinde dahi duyabiliriz. Öte yandan da büyükçe bir kitle de “Davutoğlu ve Babacan’ın neden birlikte hareket etmediler?” gibi sorular yöneltiyor. Bu iki partinin de tabanının kimlerden oluşacağını veya hangi kitleden oy alacağını çok yakın bir süreçte göreceğiz. Fakat gerek Davutoğlu gerek ise Babacan yakın gelecekte nasıl hareket edecek dersiniz?

Seçmen kitleleri ve propagandalar, biri diğerinden ayrı düşünülemeyecek kadar bütüncül bir yaklaşımdan beslenir. Davutoğlu’nun daha muhafazakâr, Babacan’ın ise daha liberal bir kitleye yönelik çalışmalar yürütmesi, propagandanın etki alanını belirliyor. Ne seçmen ne de siyasi partiler, hiçbir zaman söylemlerini kati suretle keskinleştiremez. Tipolojik ve ideolojik anlamda birbirinden farklı olduğunu da söyleyemediğimiz gibi, yumuşatılan siyasi söylemlerin tümünde seçmen kitlesine yönelik çalışmalar yapılması da bir nevi nabza göre şerbet vermek gibi bir şey. Siyasi partilerin profil analizini yapacak olursanız göreceğiniz, artık hiçbir partinin birbirinden farklı olmadığıdır. Ne liberal ne demokrat ne muhafazakâr ne de seküler, hiçbiri artık bir diğerinden daha belirgin farka sahip değil. Sınıflar önceden ayrışırdı; şimdilerde ise aynılaşıyor.

Orta sınıfa mensup bireylerin siyasi katılımları belirleyici bir rol oynar. Doğal olarak da oluşturacağı bilançolar ağırdır. Birçok seçimde de görüldüğü üzere, en çok siyasi katılımı orta sınıfa mensup bireyler oluşturuyor. Ekonomik veriler, küresel krizler ve pek daha fazlası sebebiyle bugün orta sınıfın gösterdiği siyasi reaksiyonlar halen tartışılan bir konu. Belki açıktan açığa değil ama birçok kişi bugün muhalefetin de muhafazakârlaştığını, muhafazakârın da sekülerleştiğini bilir halde. Sebebinin de sosyal ve sınıfsal farklılıkların artık kalmamasına yorulabilir. Merkez medyanın da etkisiyle hükumete benzer değerlere sahip olan seçmen kitlesinin seçimi belki de Davutoğlu’na olacak ama daha yenilikçi denebilecek bir biçimde yeni medyayı aktif olarak kullanan Babacan’ın Davutoğlu’ndan daha iyi bir konuma erebileceği ihtimali var. Fakat orta sınıfın radikalleşmesi karşısında bu iki parti için de propagandanın doğru ve etkin kanallarla yapılması gerek.

Bu bağlamda da yapılan birçok araştırma yüksek sosyo-ekonomik statüyle siyasal katılım arasında bir bağ olduğunu gösterir. Böylece, daha yüksek sosyo-ekonomik statüdeki bireyler, diğer seçmen kitlesine göre siyasal faaliyetlere daha çok katılıyor. Bu da bir toplumda orta sınıfa mensup bireylerde oranın yükselmesine ve siyasal katılımın artmasını sağlar. Bunun neticesinde de aslında siyasi mekanizmaları değiştiren asıl unsur da budur. Gözden kaçırılmaması ve hatalardan ders alınmaması sebebiyle tekrar gündeme gelecek aktörün bu olacağını düşünüyorum. Çünkü sınıfsal çekişmeler, bu ve benzeri siyasi güç mücadelelerinde etkin bir rol oynar.

“Politik Gerçeklik ve Hayali Sınıf”

Kararsız seçmen oranlarındaki artış, siyasi liderlerin politik gerçekliğiyle örtüşür. Böylece siyasi liderler rasyonel kararlar almaz ya da söylemlerinde çeşitli açmazlar barındırmazsa işlerin rengi değişebilir. Çünkü orta sınıfın siyasal anlamda ortak bir görüşü savunduğu pek görülmez. Orta sınıfın kurduğu siyasi denge homojendir, değişkenlik gösterir. Bu gerçeklikten uzaklaşan siyasi partiler de orta sınıfın siyasi aktör olduğunu unuttuğu an kendini tarihin tozlu sayfalarında bulur. Türkiye’deki sınıfsal katmanları irdelediğimizde ise siyasal algıların dönemsel bir biçimde değiştiğini görürüz. Küçük bir örnekle, Cumhuriyet Halk Partisi genel yapısının taşradan şehir yapılanmasına denk yenilenmek zorunda hissetmiştir.

Jie Chen, “Demokrasisiz Orta Sınıf: Ekonomik Büyüme ve Beklentiler” adlı kitabından doğu ve uzak doğuda geçmiş süreç özelinde otoriter rejimler tarafından yürütülen, süreklilik ve istikrara dayalı devlet öncülüğündeki ekonomik büyümelerden esas yarar sağlayanlar olarak orta sınıfların, demokrasi ve demokratikleşme konusunda oldukça belirsizlik içinde göründüğünü söylemekteydi. Son dönemde dünya genelinde yaşanan küresel gelişmeler ve neticesinde şekillenen dünya düzeninin pek çok yönden türlü türlü getirisi ve götürüsü var. Getirisi görecelidir ama götürüsünün bilançosu belli. Artan ekonomik kaygıların ve yükselen politik gerçekliğin sonucu gelecek dönemde de tartışmaya açık kalacak. Hükumetlerin savunduğu “istikrar” söylemleri öngörülebilen bir gelecekte iyi bir fikir gibi duruyordu ama bugünkü tabloda orta sınıfın borçlanmak zorunda kaldığı, alt grupların iş temposunun değişmediği hayali bir sınıf yaratıldı.

Bitirmeden önce, Türkiye’deki tabloya ışık tutan bir araştırma raporundan da bahsetmek gerek. Konda’nın yaptığı bir araştırmada, Türkiye’de orta sınıfın üst katmanları ya da yeni orta sınıfın imtiyazlı kesimleri seçimini daha ziyade Cumhuriyet Halk Partisi’nden yana kullanırken, gelir ve eğitim düzeyi azaldıkça orta sınıfın alt katmanlarında ise Adalet ve Kalkınma Partisi’nin çok ciddi bir destek gördüğü görülmüştü. Yoksulluğun artış göstermesi seçmen kitlesine etki etmiş, ekonomideki kötü gidişat neticesinde ise sınıf farklılıklarını yok etmiştir. Bugün sınıf ayrımının yapılmasını güçleştiren bir dizi sorun sebebiyle yok olan orta sınıf da siyasal anlamda rol karmaşasına dahil olmuş görünüyor.

Türkiye’de yaklaşık yirmi sekiz milyon kişi çalışma hayatında ama bunların büyük bir çoğunluğu asgari ücretle çalışmaktadır. Bu açıdan, orta sınıfa seslenen ve bu seçmen kitleye yönelik çalışmalar yürüten tüm siyasi partilerin, bu gerçeklikten doğacak bir fikirle hareket etmesi gerekiyor. Davutoğlu ya da Babacan, A ya da B parti hiç fark etmeksizin, bugün sınıfsal farklılıkların yok olduğu bir durumda, hangi partinin ne kadar oy alacağından ya da tıkanan politik kanalları açma gayretinden çok, homojen dengeleri nasıl stabil bir hale getireceğine kafa yormalıdır. Çünkü toplumun bilinci için kanalize edilmiş bir siyasi güçten ziyade, idealist ve reformist bir tutum işe yarayacaktır. Belki de tüm her şeyin tek bir amacı vardır: gücü güçlü kılmaya devam etmek. Şimdilerde bu ikilinin ismini Adalet ve Kalkınma Partisi ile anmak komplo teorisi gibi gelebilir ama ya Davutoğlu ve Babacan ikilisi Recep Tayyip Erdoğan’ın öne sürdüğü bir aday ise neler olur dersiniz? “Şeytanın aklına gelmez,” derler ya, belki de çoktan gelmiştir. Tüm bunları ve pek daha fazlasını gelecekte hep birlikte göreceğiz.

Komplike Dergi, 7 Temmuz 2020 

 

 

Orta Sınıf ve Siyasetin Homojen Dengeleri
Paylaş
Başa dön